Türk Metal ve Misyonu

Türk Metal kuruluşundan itibaren bir misyon sendikasıdır. Kuruluşunda misyonu, Türk İş’in kurucu sendikalarından olan, kırkların ortalarından itibaren metal sektöründeki en önemli örgütsel yapı olan, DİSK’in kuruluşunda en temel rolü oynayan Türkiye Maden İş sendikasını tarihsel olarak güçlü olduğu İstanbul Kocaeli hattına sıkıştırıp mümkünse geriletmekti. Bu amaçla genelde kamuda örgütlü metal işkolundaki işyeri sendikalarının çatı örgütü Metal Federasyonu 1973’te o zamanki deyimle milli tip bir sendikaya (ulusal işkolu sendikası) dönüştürülmüştü. Genel sekreterliğine görev adamı Mustafa Özbek’in getirildiği bu “proje” aslında tutmamış Karabük DÇ gibi büyük bir kamu kuruluşunu temsil eden Çelik İş ve bu “projeyi” içine sindiremeyen Otomobil İş gibi diğer bağımsız sendikalar birlikten bir iki yıl içinde kopmuştur.

İş başa düşünce Türk Metal’e genel başkan olan Mustafa Özbek o dönemin alaylı sendikacılarından farklı bir profil sergilemektedir. Sendika yöneticiliğine daha 1971 yılında adım atan Kırıkkaleli bu MKEK çalışanı 1973’te yeni kurulan sendikanın genel sekreteri, 1975’te de genel başkanı olur. Baş döndürücü yükselişi mücadeleci sendikacı kimliği sayesinde değil komandolara yakın siyasi kimliği sayesindedir. Onun döneminde Türk Metal, gelişen sanayi şehri Bursa’ya ve Sovyetler yardımıyla kurulan dev KİT Seydişehir Alüminyum’a Türkiye Maden İş’i sokmamakla görevlidir. Ereğli Demir Çelik’te de ikinci sendika olarak yetki itirazları ve dava süreçleriyle Türkiye Maden İş’le uğraşmaktadır. Bursa ve Seydişehir’deki bu “vatan savunması” işçi kanı dökülmesine yol açacaktır. Bu “yöntem” ilerleyen yıllarda Türk Metal’in alametifarikası haline gelir.

Bununla birlikte Türk Metal’i esas semirten 12 Eylül’dür, Evren’in ölümünden hemen sonra düştüğü bu durum bu anlamda manidardır. En başından beri projenin sahibi olan MESS’in yani aslında KOÇ Topluluğunun tam desteği olan sendikanın önü DİSK’in kapatılmasıyla açılmış oldu. Sendikal rekabet olmadığından açık şiddete daha az başvurabilme lüksü sendikayı devletle ilişkilerinde de daha muteber kıldı. Böylece metal sanayinin bütün büyük boy işletmeleri, Çelik İş’in örgütlü olduğu Kardemir ve İsdemir hariç, gerek kamuda gerekse özel sektörde MESS’in personel dairesi ya da insan kaynakları şubesi gibi çalışan bu sendikaya geçti. Böylece Türk Metal Türkiye’de özellikle özel sektör işçilerinin omurgasına geçirilmiş demir bir kafes gibi, işçi sınıfı hareketini kavrayacaktı.

Bu yaygın örgütlülük Mustafa Özbek’in muazzam bir serveti kontrol etmesini de sağlayacaktı. Dev oteller, televizyon kanalları hatta bir ara “uluslararası” bir sendikal birlik dahi finanse eden bu sendikal ağ, özellikle Kıbrıs’ta üslenerek orada da devletle uyumlu bir siyasal görev de üstlendi. Derin devletle bu içli dışlı olma hali ve muazzam finansal güç Mustafa Özbek’in sonunu getirdi. Tüm siyasi sermayesini Ulusalcılara yatıran Özbek 2007’den sonra bir hapis cezasıyla uyarıldıktan sonra serbest kalır kalmaz pılısını pırtısını toplayarak ortadan kayboldu.

Oku  Yaşamın ve Değerlerin Sefaleti Olarak İntiharlar

Kurduğu yapı ise bu lider değişikliğinden bir imaj değişikliği de çıkarmaya yöneldi. Fakat işverenin işletmesine sendika gireceğini anlayınca bari Türk Metal olsun diye bizzat kendisinin örgütlediği bu yapının genetiğine işlemiş kimi özellikleri, mesela niye temsilcilerimizi kendimiz seçmiyoruz gibi münafık sorular soran işçilerin dövülmesini, hiçbir imaj operasyonunun değiştirmesi mümkün değildi. Gene de son isyanın nedeni sarı sendikacılık ya da mafya sendikacılığının dünyadaki başka örneklerinde de gördüğümüz bu özellikleri değil. Metal işkolunun büyük işletmelerinin işçilerinin isyan ettiği pekâlâ bildikleri bu uygulamalar değil, vakıf oldukları başka bilgiler.

Türk Metal’in Bursa’daki bu isyanda ortaya çıkan en büyük kurumsal zaafı standart bir sendikal pratiğinin olmaması. Bunun anlamı şu genelde MESS’in uygun bulduğu sözleşmelere imza atılsa da BOSCH’da olduğu gibi pekala iyi sözleşmeler de bağıtlanabiliyor. Çoğu yerde temsilciler atansa da bazı işletmelerde seçilmiş temsilciler olabiliyor. Bunun sebebi basit çünkü belli bir işyerindeki çalışma ilişkisinin belirleyicisi hiçbir şekilde Türk Metal değil işveren, bu yüzden de spesifik nedenlerle oluşan kimi durumlar işçilerin hakları noktasında bu farkları ortaya çıkarabiliyor. Normal zamanlarda sorun olmayabilecek bu çifte standart ise ekonomik krizin ayak seslerinin duyulduğu, borcu borçla çevirmenin giderek zorlaştığı ve işçinin reel ücretinin gerilediği şu dönemde işçiler açısından katlanılmaz hale geliyor. İşçi, Bursa’da MESS’in personel daire müdürlüğünü aradan çıkarıp doğrudan işverenle görüşmek istiyor, sendikasızlığı tercih eder hale geliyor. Bu da Türk Metal projesinin güncel geçerliliğini sorgulanır hale getiriyor. Kuşkusuz işverenlerin statükoyu tamir edip bir imaj yenilemesiyle bu kurumu ayakta tutmaları hala mümkün…

Ya da bir ihtimal Türk Metal’in sermaye sınıfına son hizmeti en kötü sendika bile sendikasızlıktan iyidir anlayışını yıkarak metal işkolunun büyük işyerlerinden başlayarak, sahte bir işçi demokrasisi söylemiyle sendikasızlaşmasını sağlamak olacak.