Bağımsız Maden İşçileri Sendikasının Kuruluş Zemini

Maden iş kolundaki Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri (TTK), Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ), Eti Bakır İşletmeleri gibi kamuya ait teşebbüslerin özelleştirilmesi (sermaye gruplarına peşkeş çekilmesi) sonrasında yaşam ve hastalık riskinin yüksek olduğu iş kollarında çalışmak, tam bir “can pahasına” dönüştürüldü. Özel işletmecilik mantığı gereği kuralsızlaştırma, esnekleştirme, güvencesizleştirme politikaları ile beraber işçilik, işçi sağlığı ve iş güvenliği maliyetlerinin adeta ortadan kaldırıldığı bir köleci çalışma biçimine geçiş yapıldı. İş cinayetleri ve katliamlar arttı. Önceki tüm veriler katlanarak arttı. İşçilerin emeği değersizleşirken yaşam ve hastalık riskleri arttı. Öte yandan, maden iş kolundaki çalışan sayısı 200 bine çıkarken bu iş kolundaki iki sarı sendika olan Genel Maden-İş ve Türkiye Maden-İş Sendikası’nda örgütlü işçilerin sayısı 34 bine kadar düştü. Yani bu ağır sömürü koşulları, sendikaları yozlaştırıp zayıflatarak ve işçileri örgütsüz kılarak mümkün oldu. 301 madencinin yaşamını yitirdiği “Soma Katliamı” sonrasında hem kamuoyunun yüksek baskısı hem de Soma yerelinde gelişen maden işçileri eylemleri nedeniyle AKP iktidarı, geri adım atıp yeraltı maden işçiliğinde önceden arttırdığı emeklik süresini tekrardan 25 yıldan 20 yıla düşürüldü. Ardından haftalık çalışma süresi beş güne indirildi. “Tek” asgari ücret olan maaşların taban sınırı çift asgari ücret olarak belirlendi. Mücadele ve kamuoyunun harekete geçme yeteneği, en azından yeraltı madenciliği alanında kazanım sağladı. Yerüstü madenciliğinde ise herhangi bir düzenleme söz konusu olmadı. Yine Soma’daki eylemler ve katliamın sarsıcılığı, maden iş kolundaki işçilerin gözündeki perdeyi yırtıp attı. Her maden havzasından, çalışma koşullarına ve düşük ücretlere karşı “fiili işçi direnişleri” ortaya çıkmaya başladı.

Özelleştirme politikaları, maden ve enerji iş kolunun işleyişini uluslararası ve yerli sermaye gruplarına bırakmak anlamına gelmektedir. Sınırlı sayıdaki kamu işletmesine yeni işçi alımları yapılmayarak süreç içinde tasfiye edilmeleri hedefleniyor. Özellikle Zonguldak ve Bartın Havzası bunun trajik bir örneğini gösteriyor. Genel Maden-İş Sendikası, 90’ların başında 42 bin üyeye sahipken bu tarz bir özelleştirme siyaseti sonucu bugün, üye sayısı 7 binlere düşmüş durumdadır.

Çalışma koşullarına, düşük ücretlere ve kuralsızlığa itiraz eden işçi eylemlerinden ve geçtiğimiz aylarda yaşananlardan birkaç sonuç çıkaralım… Eskişehir Mihalıççık Linyit İşletmesi’nde çalışan 900 işçi 2017 ve 2018’de iki defa ödenmeyen ücretleri için üretimi durdurdu ve kazanım elde etti. Ancak sorunu tümüyle ortadan kaldıramadı. Cemaate ait şirketin TMSF’ye devri ve cemaate ait olan Pak-Maden-İş Sendikası’nın kapatılması sonrası sarı sendika Türkiye Maden-İş’e geçiş de işçilerin işveren karşısında haklarını geliştirmek anlamına gelmedi. Aksine, işçiler giderek yoksullaşırken maaşlarını sendikaya rağmen direnerek almak dışında yolları kalmadığını gördüler. Direnişi deneyimlediler.

Cengiz Holding’in sahibi olduğu Eti Bakır İşletmeleri A.Ş’ye ait Murgul, Damar, Akarşen ve Artvin Cerattepe’deki bakır işletmelerinde çalışan yaklaşık bin işçi, 9 Ocak tarihinde ücretlere yüzde 25 zam, Cumhuriyet Bayramı ve 1 Mayıs’ta alınmak üzere 2 ikramiye talebiyle direnişe geçti. 1951 yılından bu yana bakır üretimi yapan bölgede, önemli bir işçi hareketi geleneği var. Kamu işletmesi olduğu yıllarda inşa edilmiş olan bu gelenek, 2006 yılında işletme özelleştirme kapsamında haraç-mezat Cengiz Holding’e hediye edilince aşınmış olsa dahi, günün işçileşme koşullarında hatırlanarak verili koşullar içinde özgül bir tarzda yeniden üretilmiş durumda. Uzun bir süre modernizasyon çalışması adıyla kapalı kalan ocaklar açılırken ağırlıkla AKP teşkilatı üzerinden işçi alımları yapıldı ve bu işleyiş hala devam ediyor. On bir yıllık üretim içinde Damar ve Akarşen İşletmelerine, bir yıl önce Cerattepe’de Artvin halkının büyük direnişine rağmen, devlet zoruyla Cerattepe Bakır İşletmesi de dahil edildi. Bu işletmede işe alınan işçilerin tamamı çevre mücadelesini bölmek üzere, doğrudan AKP teşkilatları aracılığıyla alındı. Ancak söz konusu işletmenin üretim geçmişi sadece 13 aylık süreci kapsasa bile, işçilere dayatılan ağır sömürü koşulları siyasi bir birikime yol açtı. Murgul işçilerinin çağrısına, işe giriş koşullarındaki siyasi patronajın boyunduruğunun güncelliğine rağmen, Cerattepe Bakır İşletmesinde tereddütsüz boyunduruğu kenara koyan işçiler eksiksiz katılımla üretimi durdurdular.

9 Ocak’ta 3 maden işletmesinde başlayan direniş; patronun temsilcilerinin, AKP’nin, vali ve kaymakamların yoğun baskısıyla ve “anlaşma sağlandı” güvencesiyle 3 günün sonunda “bastırıldı.” İşçilerin elinde ise bununla ilgili vali ve kaymakama ait olan ses kayıtları mevcut. O ses kayıtlarında patronun yüzde 17’lık zammı kabul ettiği, tek bir işçinin atılmayacağı sözünü verdiği ve kendilerinin bu sözlerin takipçisi olacaklarına dair hamasi güvence sözleri var. Vali ve kaymakamların teminatları, direnişin sonlandığı Ocak ayının 11’ine ait. Ancak işçilere ilk gelen bildirimlerde bir gün önce yani, 10 Ocak’ta “4A kapsamındaki işin sonlanması nedeniyle tüm işçilerin iş akitlerinin sonlandırıldığı” yazıyor. Yani vali ve kaymakamlar, sırf patrona hizmet etmek için o yalanları direnişi yürüten komite sözcülerine söylerken beyaz yakalı yöneticilerin tamamının ve istisnasız tüm işçilerin iş akitlerinin kesin olarak sonlandırıldığı bilgisine sahiptiler. İşçiler bu açık, işçi düşmanı devlet ve patron tavrı karşısında şimdi bir çıkış yolu arıyorlar. Haklarını koruyarak firesiz işlerine geri dönmek için bir mücadele hazırlığı içindeler.

Oku  Komite Dergisi 11. Sayı

2014 yılında Damar, Akarşen maden işçileri Murgul halkıyla birlikte büyük bir direniş ortaya koyarak Siyanür Havuzları’nın yapılmasını engellemişlerdi. Bakır dışında bir madenin üretilmesine, işlenmesine izin vermeyeceklerini dosta, düşmana göstermişlerdi. Yine geçtiğimiz aylarda taşıma kooperatiflerine bağlı şoförlerin hak arayışı, işçilerin dayanışması sayesinde kazanımla sonuçlanmıştı. Yine 1980 öncesinde Yeraltı Maden-İş’in yarattığı örgütlenme ve mücadele hafızası, ilçe işletmelerinde halen güncel. Cengiz İnşaat’ın devralması sonrasında bir gelenek olarak işçiler, her birimde oluşturdukları komitelerin temsilcilerinden oluşan “sözcüler komitesi” aracılığıyla her yılın sonunda işverenle hak ve ücret pazarlığı yapıp sözlü ve yazılı mutabakata varıyorlar. Bu yıl, yeni seçilen sözcüler komitesi pazarlığı yürütüyor. Ancak bu yılki toplu pazarlık sürecine hazırlıktaki işçi cephesinde, planlama açısından bir dizi eksiklik söz konusu olmuş. Yazılı bir taslak oluşturulmadan yöneticilerle sözel bir pazarlık süreci işletilmiş, işçinin motivasyonunu ve tansiyonunu pazarlık sürecine yansıtacak iş yavaşlatma, mesai giriş çıkışlarında protesto, yemek boykotu vb. hazırlayıcı eylem biçimlerine başvurulmadan doğrudan üretimi durdurma eylemine geçilmiş. İşveren ve devlet sertlikle üzerine gelip yasadışı biçimde lokavt ilan edilince yoksulluk ve borçlarla kuşatılmış bilinçli bir öncülükten yoksun işçi birliği hasar almaya başlamış, kısmen bölünme ile karşı karşıya kalınmış. Üç gün gruplar halinde bilgilendirme ve geleceğe yönelik sermayenin ve devletin olası hamlelerine dair çok seçenekli bir mücadele, müzakere, örgütlenme programı üzerine tartışan işçiler; işverenle ilçe eşrafı arasında yürüyecek diplomasi süreciyle ilkeler tayin etmek, belediye başkanları, köy ve ilçe muhtarlarını sürece katılmasını organize etmek, işverenin işçileri bölme hamlelerini boşa düşürecek propaganda komiteleri oluşturmak, ilçe ve bölgedeki tüm siyasi partileri sorunun çözümü için bilgilendirmek ve taraf etmek, hukuksal mücadele kısmını sürecin en sonuna bırakmak gibi kararlarda ortaklaştı.

İlçeden maden işçileri adına heyetlerin Cengiz Holding’le Ankara’da yürüttüğü görüşmelerden sonra öncü konumdaki 35 işçinin dışında kalan tüm işçiler iş başı yaptı ve üretim başladı. 35 maden işçisinin direnişi baskılar, tehditler, gözaltılar, mahkemeler kıskacına rağmen değişik biçimlerde devam ediyor. Üç günlük direniş sonrasında direniş yenildi ama işçiler, mücadele geleneğine önemli dersler kattılar. Bundan sonraki kalkışmanın son derece örgütlü, disiplinli olması gerektiği konusunda hem fikir oldular. Sendikal örgütlenmeyi önlerine koydular.

Bartın Amasra’da Hattat Grubu’na ait Hema Madencilik bünyesinde kuyu ve galeri açma işi yapan 148 taşeron işçi, taşeron firmanın iflası gerekçe gösterilerek işten atıldı. İki aylık ücretlerini, kıdem, ihbar, yıllık izin vd alacakları ve işe geri dönüş talepleri ile işçiler, direnişe başladı. Maden Kanunu’na göre taşeron çalıştırmak yasakken Hema Şirketi, işçileri taşeron olarak çalıştırmıştı. Hema Şirketi sorumluluğun kendilerinde olduğunu kabul etmesine rağmen işçilere ücretlerinin ödenmesine dair verdiği sözü her seferinde yerine getirmemekte. İşçiler işe giriş-çıkışlarda, işletme kapısında yere yatarak, araç giriş çıkışını engelleyip haklarını alamaya çalışmak için yollarda direniyorlar. Hayatlarında herhangi bir direniş geleneği bulunmayan işçiler, madenci babalarından ve dedelerinden kendilerine aktarılanı güncelleyerek direniyorlar. Genel Maden-İş, ne işçiler işten atılmadan önce taşeron işçilerin sendikalaşma isteklerini kabul etmiş ne de direniş sürecince tek bir gün işçilerin yanına uğramamış durumda.

Her üç işletmede de direnen işçiler yalnızlıklarını, örgütsüzlüklerini aşmanın yolunun sendikadan geçtiğinin farkındalar. Bu nedenle tüm maden havzalarındaki maden işçilerinin meclisler yoluyla oluşturmaya çalıştığı bağımsız bir maden sendikası ağına dahil oldular.

Bağımsız maden sendikasının kuruluşu; tam olarak böyle bir sömürü cenderesindeki işçilerin birleşik mücadele ihtiyacına tekabül ediyor. Eskişehir’de, Murgul’da, Zonguldak’ta, Bartın’da, Soma’da, Hekimhan, Aşkale, Divriği, İliç ve Yatağan’da, İvrindi’de, Kütahya’da maden işçileri; devlete ve sermayeye karşı bağımsız, kitlesel, birleşik mücadele örgütünü yaratıyor, olanaksızlıklar içinde cüretle ve onurla…

Üreten Biziz Yöneten De Biz Olacağız.