Ekonomide en kötüsü geride mi kaldı?

Ekonomide en kötüsü geride mi kaldı? Basitçe yanıt vermek gerekirse tabii ki “hayır”. Dolar düştü, gösterge faiz geriledi, dış ticaret açığı düştü, cari açık azalıyor, ABD’yle de arayı düzelttik, rekor Ekim enflasyonu da bu havayı bozamadı; bu durumda krizi savuşturduk mırıldanmaları başladı haliyle. Bunun neden böyle olmadığına kısaca değinelim.

Öncelikle hiçbir veride bir iyileşme yok. Örneğin, Satın Alma Yöneticileri Endeksi (ki imalat sanayisinin durumuna dair önemli bir göstergedir) aylardır düşüyor ve epeydir de eşik değer olan 50’nin altında. Tüketici Güven Endeksi, Aralık 2008’den sonraki en düşük seviyesine geriledi (57,3); Reel Kesim Güven Endeksi de Nisan 2009’dan sonraki en düşük düzeyine geriledi (87,6). Tüketici enflasyonu yeni bir rekor kırarak yüzde 25’i aştı. Olumlu olarak yansıtılmaya çalışılan dış ticaret açığı ve cari açıktaki gerileme de ihracatın artmasından ziyade (bir miktar ihracat artışı olduğunu kabul etsek de) ithalattaki keskin azalmadan kaynaklandı.

Ayrıca, son dönemdeki iyimser havayı Ağustos’taki şokla kıyaslamak da yanıltıcı sonuç verecektir. 2018 ile bir önceki sene arasındaki daha uzun erimli bir kıyaslama daha sağlıklı değerlendirme yapma imkanı sağlayacaktır. Buna göre, ortalama dolar kuru 2017’de 3,64 iken 2018’in şu günleri itibariyle 4,75-4,80 civarında (yani %30’un üzerinde artış olmuş; yılbaşındaki kurla bugünü kıyaslayınca artış oranı %45’e yaklaşıyor). Doların artışı tek başına bir şey ifade etmez tabii ki, üstelik mutlak olarak olumsuz algılanamaz da diyebilirsiniz. Ama bu duruma gelirken bir yandan da sene başına göre faizlerin iki katına çıktığı bir durumdayız. %20-25 civarındaki piyasa faizi, %24 oranındaki politika faizi ve %30’ları geçip 40’lara dayanan kredi faizlerine rağmen dolardaki artış bu seviyede tutulabilmiş ve bu yüksek faiz oranlarıyla üretimin de, tüketimin de artması pek mümkün değil. Hükümet faizi biraz düşürelim diye bastırsa bu sefer dövizin yine fırlayacağını görüyor, o nedenle kısa vadede faizde pek bir değişiklik beklemek doğru değil. Bu değişkenlerin yanı sıra enflasyon ve işsizlik de artıyor ve bu göstergelerde de henüz en kötüsünü görmedik.

Oku  Varolmanın dayanılmaz hafifliği: Sanatın siyaseti olur mu?

Sıcak para diye tabir edilen kısa vadeli sermaye hareketleri yılın ilk aylarında durgun bir eğilim sergilerken Mayıs’tan bu yana birikimli olarak eksi değerlerde. Kredilerdeki artış oranının azalmasını bırakın, krediler bir süredir daralmakta. Ekonominin mevcut yapısıyla ithalatta azalma, kredilerde daralma ve sermaye çıkışı yaşandığında biliyoruz ki ekonomi küçülüyor. 10 Aralık’ta açıklanacak üçüncü çeyrek büyümesinin sıfıra yakın veya negatif çıkması sürpriz olmayacak yani.

Ticaret Bakanı’nın açıklamasına göre şu ana kadar 356 firma konkordato ilan etmiş durumda. 2019’da bunun artması bekleniyor. Küçülen bir ekonomide konkordato ve iflasların artması, işten çıkarmaları ve işsizliği önümüzdeki dönemin en yakıcı sorunu haline getirecek. İşini koruyabilenler de düşük ücret artışlarına razı olmak zorunda bırakılacak. Emekçilerin ücretleri bir seneyi aşkın bir süredir reel olarak geriliyor zaten, önümüzdeki aylarda bu gerileme daha da artacak.

Kriz koşullarını yaratan politikaların en büyük uygulayıcılarından olan mevcut siyasi iktidarın hamleleri de krize çare olmaktan uzak ve krizin faturasını mümkün mertebe emekçi halka yıkmaya yönelik. Daha önce vurguladığımız üzere krizin yumuşak karnını oluşturan inşaat sektörünü kurtarmak için ortaya atılan “konut stokunu eritme paketi” tam evlere şenlik. Diğer yandan uluslararası sermayeye verilen mali disiplin sözü ile azalan tüketimi teşvik etmek için yapılan vergi indirimleri arasında sıkışmışlık söz konusu. Son vergi indirimleri şimdilik küçük çaplı ama hükümet önümüzdeki aylarda (hele de yerel seçimlere doğru giderken) bu tür teşviklere daha çok başvurma ihtiyacı duyabilir. Kısa çalışma ödeneğinin kapsamının genişletilmesi de krizin varlığının teyit edildiğin gösteren bir diğer hamle.

Hükümetin şu andaki manevraları, bir çatlaktan akan suyu engellemeye çalışırken diğer bir çatlağa yetişmeye çalışan birinin halini andırıyor. Mevcut tıkanıklık şu ana kadarki politikalarla aşılamadığından sert bir düzeltme bizi bekliyor olabilir.

* Komite’nin Kasım 2018 tarihli 9. sayısında yayınlanmıştır.