Yeni Ekonomi Programı ve Yapısal Dönüşüm Adımları

Hükümetin ekonomik bunalımı sona erdirmek için yeni bir program daha açıklaması bu programın krizden çıkış için yeterli olup olmadığı sorularını gündeme taşıdı. Ulusal ekonominin durgunluğuyla başlayan süreçten itibaren “Yeni Ekonomi Programları”, “Yapısal Dönüşüm”, “Yapısal Reformlar” gibi çeşitli başlıklar kullanılmakla birlikte bunların vitrini süsleyen cümleler olduğu unutulmamalı. İşin arka planına bakmak lazım. Bu yöntemin halkın ekonomik beklentilerini yönetmek için kullanıldığı açık olmakla beraber ne kadar işe yaradığı ise tartışmalıdır. Ekonomik gerçekler insanların cebine yansımaya başladıkça ekonomi yönetimine olan güven kaybı da artacaktır.

Açıklanan son program bir takım genel başlıklar taşımakla beraber, programda somut bir plan ortaya konulmaktan kaçılmış. Bu tavır halka açıklanacak bir acı reçeteden kaçıldığı izlenimini vermekte. Yine bu noktada iş dünyasının desteği manidar gözüküyor. Art niyetli birisi bunu iş dünyasına daha detaylı bir paket açıklanmış olarak yorumlayabilir. Ancak bunun, 18 yıllık iktidarı süresince küçük sapmalar olsa da liberal ekonomi anlayışına bağlı kalması ve iş dünyasını memnun etmeyecek politikalardan kaçınmasından kaynakladığını düşünebiliriz.Bu şekilde net bir program açıklanmamasına rağmen yapılan açıklamalar üzerinden biz de bir kestirimde bulunabiliriz.

Program özellikle kamu ve özel bankaların durumunun düzeltilmesini hedeflemektedir. Kamu bankalarına hazine kağıdı (özel tertip devlet iç borçlanma senedi) verilerek sermayelerinin 28 milyar TL artırılacağı açıklanmış. Kamu bankalarının bozulan bilançolarını iyileştirmek ve kredi hacimlerini artırmak için hazinenin devreye girmesi, sıkı maliye politikası ile çelişen bir plan olduğu için özellikle yabancı sermayenin bunu hoş karşılamayacağını düşünebiliriz. Bu da kısa ve orta vadede döviz girişi olmayacağı ve kurun düşmeyeceğini gösterir. Kamu borcunun bu şekilde arttırılması piyasa faizini de artıracak bir harekete neden olacaktır. Çünkü, kamu bankalarının bilançoları kağıt üzerinde düzeltilse bile risk hala yüksek seviyede kalacaktır. Yapılması gereken, kamu bankalarının neden bu halde olduğunun tespiti ve bu sorunun tedavi edilmesinden geçmektedir. Bu da kamu bankalarının neden getirisi olmayan, verimsiz yatırımları desteklediğini açıklamaktan geçmektedir.

Oku  Kamu Bankaları Ekonomiyi Kurtarabilir mi?

Özel bankaların sorunlu kredileriyle ilgili olarak ise kamunun bulunmadığı bir fon kurulacağı ilan edilmiş. Özellikle inşaat ve enerji sektöründeki şirketlerden banka kredilerini ödeyemeyenlerin hisse senetlerinin bir fona aktarılarak banka bilançolarının iyileştirilmesi öngörülüyor ama ayrıntısı belli değil. İnşaat ve enerji sektörünün borçlarını ödeyememe riski artık açıkça kabul edilmiş. Enerji ve gayrimenkul fonunun kurulması ve bu şirketlerin borçlarının hisse takası yoluyla düzeltilmesi yine sorunun temeline inmekten uzak olduğu için geçici bir önlem olarak gözüküyor. Bununla birlikte, kredilerin bir kısmının ulusal ve uluslararası enerji ve gayrimenkul yatırım fonlarına aktarılmasının krize giren firmaların büyük sermayeye aktarılmasını da kolaylaştıracağı unutulmamalı.

Yeni reform paketinden çıkan halkın çoğunluğunu ilgilendirecek en önemli şey zorunlu Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) ve kıdem tazminatının fona aktarılması planıdır. Böylelikle işçi sınıfının cebinden yeni bir zorunlu kesintinin yapılacağı “müjde” olarak servis edilmektedir. Fakat zorunlu bireysel emeklilik herkese ağır bir ek gider yüklemiş olacak. Mevcut açıklamalardan anlaşılan, zorunlu BES’ten çıkış zorlaşacak veya imkânsız hale gelecektir. Bu kaçınılmaz olarak da zorlu bir mücadele konusu olacak. Programda açıklanan kamu borcunu arttıracak önlemlerin finansmanı için zorunlu BES düşünüldüğü alenen ortadır. Aynı zamanda detayları belli olmasa da kıdem tazminatının kaldırılarak şirketlerin üzerindeki baskının hafifletilmesi piyasaları geçici şekilde rahatlatacak bir gelişme olarak sunulmuş. Yani piyasalara, işsizliğin önümüzdeki dönem artacağı ve reel ücretlerin düşeceğinin habercisi olunmuş. Şirketlerin maliyetsiz şekilde işten çıkarmalar yapabilmesi, yüksek ücretli kıdemli işçilerin yerine düşük ücretli yeni işçilerin istihdam edilmesi patronları sevindirecek bir gelişmedir. Ancak tüm bunlar işçi sınıfı için gelecek dönemlerin yükünün daha ağır olacağını ve yeni mücadele başlıklarının zorunluluğunu göstermektedir.

Vergi reformu, vergide adalet ve kayıt dışının engellenmesi; genellikle tüm ekonomi planlarında sözü edilen ve üzerinde pek bir şey yapılmayan konular olduğundan inandırıcılığını artık yitirmiş durumdadır. Bununla birlikte kurumlar vergisinin indirilmesi dikkat çeken bir konu olarak gözüküyor. Ancak bir yandan kurumlar vergisi indirimi, diğer yandan gelir vergisinde yüksek gelir elde edene daha çok vergi açıklamaları kafa karıştırıcı gözüküyor. “Verginin tabana yayılması” vaadiyle yapılan açıklamanın yine ayrıntısı yok ama patronları kollayan hükümetin tüm yükü işçinin, emekçinin sırtına bindireceğini tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.