İşten Çıkarmalar Artıyor, Yedek İşgücü Ordusu Büyüyor, Mücadele Çetinleşiyor!

Cumhuriyet tarihinin en büyük krizinden mi geçiyoruz, bunu söylemek için henüz erken belki ama Cumhuriyet tarihinin en yüksek işsizlik rakamlarıyla karşılaştığımız (ve karşılaşacağımız) kesin.

Türkiye ekonomisi zaten “istihdam yaratmayan büyüme” literatürü için kayda değer bir örnek oluşturuyordu. İçinde bulunduğu kriz ortamında işsizlik oranlarının yükselmesi de hiç şaşırtıcı değil. Türkiye’de kriz deyince birçok kişi döviz hareketlerine bakıyor ama işsizlik, hayat pahalılığı gibi göstergeler çok daha sahici şüphesiz. İşsizlik verilerinin yarattığı etkiler de daha uzun vadeli ve yıkıcı olacaktır haliyle.

Son 3 aya ait açıklanan işsizlik oranları şuana kadar o ay için hesaplanmış en yüksek oranlar (Haziran’daki %13, Temmuz’daki %13,9 ve Ağustos’taki %14). Yılın geri kalanında da şuana kadar hesaplanmış en yüksek oran olan %14,8 (Şubat 2009) geride bırakılacak gibi. Böylece Yeni Ekonomi Programı’ndaki %12,9’luk hedef kat be kat aşılacak. Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı aralıksız 18 aydır artıyordu, Ağustos ayında ufak bir düşüşle %14,3’ten %14,2’ye geriledi. Tarım dışı işsizlik oranı %16,7’ye ulaştı (arındırılmış oran %16,6). 2019’da bütün işsizlik türlerinde 2018’e göre çok yüksek artışlar var.

Asıl vahim tablo genç işsizlik oranında. Genç işsizliği 2019’da daha önce görülmemiş düzeylere ulaştı. Resmi veri Ağustos’ta %27,4 olarak açıklandı (tarım dışında %32,8). Şubat 2009’da bile bu oran %25,4’tü. Ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı 20-24 yaş arasında %38,3; 25-29 yaş arasında %36,1 (bu oran kadınlarda sırasıyla %50,7 ve %54,1).

Üstüne üstlük işsizlik birkaç gelişmeye rağmen bu kadar arttı. Birincisi, bir süredir seçimler ve kriz nedeniyle devlet ekonomiye daha çok müdahale ediyordu ve kamu harcamalarında önemli artışlar yaşandı (bu harcamalar, son üç çeyrektir yaşanan küçülmenin daha sınırlı olmasında da rol oynadı). İkincisi, aynı kapsamda sermaye kesimine önemli SGK teşvikleri verildi (ilave istihdam teşvikleri, ilave istihdam ücret desteği, asgari ücret desteği vb.). Bütün bu teşvikler de işsizlik sigortası fonundan karşılanıyor. İşsizlerin küçük bir bölümü işsizlik ödeneğinden yararlanabilirken bu fondaki tutarların önemli bir kısmı sermayeye teşvik olarak aktarılıyor. Üçüncüsü, biz bu verileri 2008-2009 krizindeki verilerle kıyaslıyoruz ancak şu anda dünya ekonomisinde böyle bir krizden bahsedemeyiz.

Bu bütçe açığıyla kamu harcamalarının bu hızda artamayacağını, SGK teşviklerinin bir kısmının 2019 sonunda bir kısmınınsa 2020 sonunda biteceğini, dünya ekonomisinde yeniden bir kriz çıkacağını (veya en kötü ihtimalle bir resesyona girileceğini) göz önünde bulundurursak işsizlik oranlarındaki artışın durmayacağını öngörebiliriz.

Oku  Borç Ekonomisi ve Kriz

Kamudaki istihdam artışını dışarıda bırakınca özel sektördeki istihdam kaybı daha da belirginleşiyor. 2019’un ilk üç çeyreğinde 2018’in aynı dönemine göre kamudaki istihdam 300 bin ila 800 bin kişi artmış. Toplam istihdam ise aynı dönemde bir önceki yıla göre 800 bin kişi civarı azalmış. Yani özel sektördeki istihdam düşüşü 1 milyonun çok üzerinde.

Yani Erdoğan’ın söylemlerinin aksine, hem işsizlik oranı artıyor hem de istihdam edilenlerin sayısı azalıyor. Danışmanlarından biri doğru bir bilgi vermiş Erdoğan’a evet: İşgücüne katılma oranı arttıkça işsizlik oranı artabilir (o da işgücüne katılanların çoğu iş arayan olarak katılırsa geçerli olur). Ama geçen seneyle kıyaslayınca Türkiye’de işgücüne katılma oranı artmıyor hatta bazı aylarda düşüş var. Ayrıca Türkiye’deki işgücüne katılma oranları 15-20 sene önceye göre biraz artmakla beraber %50’ler civarında seyrediyor (bu oran birçok ülkede %60-70 civarında).

Sonuç olarak, hem işsizliğin artması hem de yedek işgücü ordusunun genişlemesinin mevcut çalışanlar üzerindeki baskıyı artırması önümüzdeki dönemde sınıf çelişkilerini daha da keskinleştirecek. Aynı şekilde, işçi sınıfının örgütlenmesinin elzemliği de bu süreçte belirginleşecek.

İşten Çıkarmalar Yaygınlaşıyor, İşsizlik Kronikleşiyor, Güvencesizlik Artıyor!
İş arama sürelerine göre işsizlere baktığımızda Temmuz ve Ağustos’ta son 1-2 aydır iş arayanların sayısında önceki aylara göre 400-500 bin kişilik artışlar görülüyor. Yani son 1-2 ayda işini kaybedenlerin sayısı fırlamış. Diğer yandan, bir yıl ve daha uzun süredir iş arayanların sayısı da son bir yılda sürekli artmış ve 1 milyonu geçmiş. Ağustos itibariyle işsiz olan 4,65 milyon kişinin %36,6’sı geçici bir işte çalıştığı veya iş bittiği için işsiz olduğunu beyan etmiş. Sonuçta kapitalizmin ihtiyaç duyduğu yedek işgücü ordusu büyüyor, güvencesizlik yaygınlaşıyor.

İşsizlik Oranları Nasıl Hesaplanıyor?
TÜİK işsizlik oranlarını hesaplamak için Hanehalkı İşgücü Anketlerini kullanıyor. Buna göre, son 4 hafta içinde iş arama kanallarından birini kullanmış ve 2 hafta içinde işbaşı yapmaya hazır olan 15 yaş üstündeki nüfus işsiz olarak sınıflandırılıyor. 2014 öncesinde son 4 hafta yerine son 3 ay baz alınıyordu; böylece 2014’ten sonra işsizliğin tanımı biraz daha daralmış oldu. Son 4 hafta içinde herhangi bir sebeple iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, iş bulmaktan ümidini yitirenler, yarı zamanlı çalışıp tam zamanlı çalışmak isteyenler işsiz olarak sayılmıyor. DİSK-AR işsizlik raporunu hazırlarken TÜİK’in bu verilerini de hesaba katıp geniş tanımlı işsizlik oranını bu şekilde hesaplıyor. Örneğin Ağustos’ta bu tanıma göre işsizlik oranı %14 yerine %20,6 oluyor.

*Bu yazı Komite Dergisi’nin Aralık 2019 tarihli 16. sayısında yayınlanmıştır.