Sömürüye Karşı Umut-Sen’de Birleş!

Umut-Sen’in politik zeminini tanımlayan ilk çerçeve yazının tarihi 2008’dir. Metin genel olarak işçi sınıfı hareketi içindeki değişim ve dönüşümleri analiz ediyordu. Sermaye devletinin sınıfı tam boyunduruk altına aldığı hakikatinden hareketle sendikal alandaki sararma ve bürokratlaşmanın da bu hakikatin bir sonucu olduğu tespiti yapılıyordu. Aranan şey ise işçi hareketini içine sokulduğu düzen içi sağ ya da sol politik sendikal cenderelerden kurtaracak bir sendikal siyasetin geliştirilmesi, bu doğrultuda bir odaklanma ve bunların pratik araçlarıydı.

Bizim sınıf mücadelesi zeminlerinin yalnızlığını, çıkışsızlığını, egemenlerin sendikal hareketi kontrol altına almak için yaptığı hamleleri daha çıplak gözlemlediğimiz ve bu bağlamda pratik olarak sınıf mücadelelerine daha çok odaklanmaya başladığımız söz konusu dönem, bazı solcuların tepeden burjuva demokratik devrim gerçekleşti dediği bir dönemdi. Bu tespitin sahipleri açısından işçi sınıfı hareketinin varlığı neredeyse unutulmuş gibiydi. Sınıf mücadelesinden anladıkları tek şey ise kendi örgütlerinin basın açıklamaları, miting katılımları ve benzeri siyasal faaliyetlerdi. Biz bu ikameciliği reddettik ve işçi sınıfı hareketini yeniden canlandırmak, emekçilerle somut bağlar kurmak gibi siyasal hedeflerle bir ‘ara sendikal odak’ ihtiyacını tanımladık ve Umut-Sen’i bu alanda konumlandırmak üzere örgütlemeye başladık.

Tek bir sendika kurup işsizleri, güvencesizleri, işçileri bunun etrafında toplayalım türünden girişimlerimiz yasal engellere takıldı. Bu durum bizi sendikal sararmanın olduğu iş kolları ve bazı uygun iş kollarında yeni sendikalar kurma yoluna sevk etti. Bir yandan hâlâ umut vadeden sendikalar içindeki demokratik işçi muhalefetini destekledik diğer yandan ihtiyaç gördüğümüz iş kollarında yeni sendikaların kurulmasına önayak ya da destek olduk. Özel olarak sendikal siyasete genel olarak sınıf siyasetine yönelik giderek daha direnişçi bir propaganda tarzı ürettik. Bu tutum topluluğumuzun ortalama karakter özelliklerinden doğru oluşmadı. Solun sınıf hareketine ilgisizliği, eskinin direngen sendikal merkezlerinin neoliberal dönemin mantığı doğrultusunda çürümesi ve işçilerin de bu durumun pekâlâ farkında olmasının yarattığı yakıcılığın aciliyeti üzerinden gelişti.

Bugün Umut-Sen önemli deneyimler biriktirmiş, işçi sınıfı hareketi içinde mevzilenme konusunda önemli mesafeler katetmiş, işçi örgütlülüğü ile ilişkileri nitel açıdan güçlenmiş, nicel açıdan ise neredeyse topluluğumuzun kapasitesini aşacak düzeyde yaygınlaşmıştır. Bu tespiti övünmek ya da kendimize paye çıkarmak için yapmıyoruz. Zira bu yola çıkarken politik huzursuzluğumuzu büyüten hakikatler bugün azalmak yerine çeşitlenmiş ve çoğalmıştır. Sermaye devletinin emek alanındaki tahkimatı derinleşmiş ve güçlenmiştir. İktidar hedefi olan politik bir önderliğin, bu yönde bir siyasetin yokluğunda sendikal mücadele nihayetinde bir reform ve uzlaşma arayışıdır. En iyi ihtimalle işçiler daha az sömürülsün kavgasıdır. Bu noktada herhangi bir ilerleme gerçekleşmediği gibi var olan reformist yapılar bu misyonu bile yerine getirememekte ve bunlar işletmelerin insan kaynakları departmanı gibi çalışma pratikleri sergilemektedirler.

Umutsenciler işçi sınıfı hareketinin solun gündemine girdiğini görmekten memnundur. Bugün “ileri demokrasiye” ulaşmak için AKP iktidarından kurtulmayı stratejik politik hedefleri haline getirenler bile işçi hareketiyle hiç değilse göstermelik bir ilgi düzeyi kurmaya çalışmaktadır. Toplumsal sorun ıskalanarak siyasal iktidarla hesaplaşılamayacağına dair eski bilgelik yeniden gündeme gelmiştir. Bunun gereğini yapmaya ise kimse gönüllü değildir. Sınıf mücadelesinin devrime bağlanması, politik öncünün yaratılması ve geliştirilmesinden bağımsız olarak mümkün değildir. Sermaye devletini yıkıp parçalamayı yerine işçi sınıfının iktidarını kurmayı hedefleyen bir siyasal örgütsel hedef ve yoğunlaşmadan yoksun bir sendikal siyasal tarz, son tahlilde sınıfı düzene bağlama aracı olmaktan kurtulamaz. Yani sendikal alana konumlanış, ekonomik demokratik talepler sınırından çıkıldığı, kendiliğindenciliğin ya da işçiciliğin yörüngesinden kurtulunabildiği oranda devrimci amaçlara bağlanabilir.

Sermaye devletini yıkıp parçalamayı yerine işçi sınıfının iktidarını kurmayı hedefleyen bir siyasal örgütsel hedef ve yoğunlaşmadan yoksun bir sendikal siyasal tarz, son tahlilde sınıfı düzene bağlama aracı olmaktan kurtulamaz. Click To Tweet

Bu yeni keşfettiğimiz bir hakikat değildir. Umut-Sen’in hareket tarzını belirleyen de yeni binyılın ilk on yılında Türkiye’de işçi hareketinin ve proletaryanın iktidarını savunduğunu iddia eden siyasal hareketlerin o günkü durumları, görece demokratik ortamdı. Ara bir sendikal odak tanımı o günün sınıf hakikatinin özgüllükleri içinde bir anlam buldu. Esas çabamız işçi hareketiyle devrimci siyaset arasında volan kayışı işlevi görecek bir yapılanmaydı. Bu doğrultuda işlevsel de oldu. Bugün ise işçi hareketi zeminleriyle bağ kurmaya çalışan bir oluşumdan ziyade sınıf mücadelesine dair belirli, somut bir siyasal tutuma ve bununla bağlantılı olarak emekçi direniş, mücadele ve örgütlülükleri içinde köklü bir konumlanışa sahibiz. Bu yüzden bugünün sınıf ve mücadele gerçekliği içinde bulunduğumuz noktadan daha ileriye doğru hareket edebilmek için yeni fikirlere, anlayışlara ve direniş biçimlerine ihtiyacımız var. Kuşkusuz bu ihtiyacı tanımlayan şey, işçi sınıfı hareketini mevcut gerçekliğini kavrayarak iktidar hedefini gerçekleştirme iddiamızdır.

Oku  Enflasyon düşüyor mu? 2019’da bizi neler bekliyor?

Umut-Sen mücadelesinin bir döneminin kapandığı açıktır. Bu bakımdan yazılanların daha geliştirilmesi, bildiklerimizin daha derinleştirilmesi gerekir. Bunun da ötesinde var olan konumlanışın yeni konjonktüre, yeni olanak ve ihtiyaçlarımıza uygun bir biçimde Umut-Sen’i tanımlayışımızda da bir dönüşüme ihtiyaç vardır. Şunun farkındayız; işçi hareketiyle ilişkilenme, onun örgütlenme ve eyleme geçme kapasitesine katkı yapma gibi bir tanım bir süredir Umut-Sen’in içinde olduğu mücadele pratiğini tanımlamakta yetersiz kalmaktadır. Çürümüş sendikal merkezleri teşhir etmek, sermaye sınıfının işçi örgütlülüğü üzerindeki etkisine karşı direniş ve sermaye devletinin işçileri ideolojik olarak kuşatma çabalarına karşı doğrudan bir hesaplaşma arayışı ile tanımlanabilecek bu mücadele pratiği Umut-Sen’i fiilen bir sınıf mücadelesi odağı haline getirmektedir.

..sermaye devletinin işçileri ideolojik olarak kuşatma çabalarına karşı doğrudan bir hesaplaşma arayışı ile tanımlanabilecek bu mücadele pratiği Umut-Sen’i fiilen bir sınıf mücadelesi odağı haline getirmektedir. Click To Tweet

Umut-Sen hâlâ sendikal örgütlenmenin olmadığı işyeri ve iş kollarına sendika sokmaya çabalamakta, sendikal örgütlülüğün olduğu işyeri ve iş kollarında işçi komite ve konseyleri yoluyla demokratik işçi muhalefetlerinin oluşmasını önermekte, hatta kimi iş kollarında sendika kurma iradesini ifade eden işçilerin bu çabasına kendi kaynaklarını tahsis etmektedir. Sendikacılık diye bir meslek olmadığını tüm gücümüzle haykırıyor ve işçiler tarafından işçi komite ve konseyleri tarafından yönetilen sendikalara olan ihtiyacın altını çiziyoruz. Geldiğimiz nokta da bu eleştiri ve toplumsal çabanın siyasallaşmasını bir zorunluluk olarak dayatıyor.

Pandemi koşullarında dünyanın her yanında ezilenler arasında “bundan sonrasına” yönelik huzursuz bir tartışmanın ve mücadelenin sürdürüldüğünü gözlemliyoruz. Egemenlerin dünyanın geleceğine dair “kaygılı” tartışmaları, tekeller arası rekabet, tedarik zincirlerinin konumlanış ve akışlarının değiştirilmesine yönelik arayışlar, devletin daha da merkezileştirilmesine dönük niyetler, Batıda pompalanan Çin Halk Cumhuriyeti korkusu ve dünya ölçeğinde denetim ve gözetim kapasitelerini daha da artıran faşizan uygulamalar siyasal belirsizliği arttırıyor. İşte bu koşullar altında işçiler, işsizler, göçmenler, geleceksiz, güvencesiz beyaz yakalı adayları, mevsimlik çalışan ya da yarıcılıkla uğraşan yoksul köylüler gibi tüm kesimlerin direniş ve eylemler, sınıf mücadelesinin siyasal bütünleştirici bağlamı olmaksızın yarattıkları dinamizmi anlamlı dönüşümlere aktaramazlar. Bu kesimler içinde kendiliğinden türeyen dinamizmlerin, mücadelelerin düzen tarafından soğurulmasına, içerilmesine izin vermemek bir siyasal görev olarak önümüzde duruyor.

Bu görevin hakkını vermek konumlanışımıza dair adlandırmayı değiştirmekten yani Umut-Sen’i bir ara sendikal odak değil bir sınıf mücadelesi odağı olarak adlandırmaktan daha fazlasını gerektirir, bunun farkındayız. Böylelikle sadece devrimci bir arayışla bütünlüğü olan bir ilk adımı atmış oluruz. Yeni dönemin Umut-Sen’i mücadele içinde ve bu mücadeleyi verenlerin emeğiyle biçim kazanacak. Umut-Sen topluluğu kendi ilkeleri doğrultusunda, bu emeği harcamaya talip herkese kapılarını açmaya hazırdır. Kıralım zincirlerimizi; Türkiye işçi sınıfı bu zillete daha fazla katlanmamalıdır.

*Bu yazı Komite Dergisi’nin Ağustos 2020 tarihli 20. sayısında yayınlanmıştır.