Sol muhalefetin krizi ya da cinayeti görmüştük

Ülkemiz devrimci sosyalist hareketinin bölüklere ayrılmış hali onun ideolojik-politik plandaki dağınıklığının hem bir uzantısı hem de nedenidir. Bu dağınıklık ve bölünmüş halin dönemsel, kısa vadeli taktik arayışlara dayalı tartışma ve birlik hamleleriyle aşılamayacağının farkında olmak lazım.

Bugünlerde muhalif sosyalist çevrelerde birlik ve veya cephe oluşturma yönünde tartışma ve arayışlar duyulmaya başladı.  Fakat henüz kendini kamuoyu önünde “tam” olarak deklare etmiş bir durum söz konusu değil. Tabi bu bağlamda HDK/HDP’nin bütünüyle başka bir düzlemde tartışılması gerektiğini ve bunun başka bir yazı konusu oluşturduğunu vurgulayalım ve devam edelim.

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim.

1- İdeolojik-politik olarak temellendirilemeyen ancak farklı tarihselliklere karşılık gelen ayrı örgütlülüklerin hepsi içinde olduğumuz siyasal süreçte bir sekt durumundadır. Kural gereği sınıfın ihtiyaçlarından ayrı ihtiyaçlarla, gündemlerinden ayrı gündemlerle hareket etmektedirler. Sektin büyüğü ile küçüğü arasında bir fark da yoktur.

2-  Gelenekler ve geleneklerin politik mirası ancak ve ancak bugünün devrimci hareketinin yaratılmasıyla ve bu hareketin bugünün kapitalizminin çelişki ve çatışmalarının analizinden hareketle oluşturulacak programatik bir zeminde aşılabilir.

3- Düzen karşıtı bir politik zeminle, düzen dışı bir politik zemini aynılaştırmadan bir tartışma yürütülmelidir. Ülkenin bu siyasal anının koşullarında bugünden yarına “benzerlerle” birlikte örülebilecek olan sadece ilkidir. Kendini “devrimin partisi” yerine koymayan ancak devrim olanaklarının çoğaldığı bir tarihsel momentte olduğumuzun farkında olarak “devrimin partisine” olan ihtiyacı her gün eylemi ve politikalarıyla açığa çıkartacak, kendisi de devrimin partisinin sacayaklarından olacak bir siyasal merkez bugün işlevsel olacaktır.

Bu üç adımlı tespit bugün bizleri hala bağlıyor, bununla birlikte seçim kapıya dayanınca ortaya serilen birlik ya da cephe arayışlarının bu tespit dizisinin neresinde durduğunu söylemek zor. Dolayısıyla bu arayışların kapitalizmin yapısal-tarihsel krizinin dayattığı programatik bir eylem birliği mi, politik sürecin dayattığı taktik bir eylem birliği mi, yoksa bütünüyle başka ve daha stratejik başka bir önerme mi olduğu bilinemiyor. Zira açıklıkla ifade edilmiş bir stratejik yönelim ortada yok, daha da beteri bizce politik ciddiyet kuralı olarak, bir birlik çağrısının ihtiva etmesi gereken geçmiş benzer süreç ve deneyimlerin değerlendirmesini de etrafta göremiyoruz. Bunların olmadığı ve ideolojik-politik birliğin devrimci eylemin birliğinde somutlaşmadığı her türden yan yana geliş çabasında, içinde olunan koşulların dayattığı acil siyasal müdahale ihtiyacının kuvvetle altının çizilmesi ve birlik olunmadığı takdirde her şeyin çok daha kötü olacağı vurgusu dışında bir şey de duyulmuyor.

Böyle durumlarda, saptamalarının temel olarak hâlâ doğru olduğuna inandığımız, Devrimci Gençlik dergisinden eski bir alıntı aklımıza geliyor:

Bugünkü görevlerimizle ilgili olarak ilk hatalı eğilim ‘faşizm tehlikesi artıyor, emperyalist sistem çöküşe gidiyor, devrim anları kapıya geldi dayandı. Devrimciler aralarındaki ayrılıkları bir tarafa bırakıp, SİYASİ BİRLİĞİ sağlamalıdır’ şeklinde ortaya çıkıyor. Daha ziyade revizyonist partileri toparlama iddiasında olan bu görüşe bir çok iyi niyetli devrimcinin kafasını bulandırdığı için değinmekte yarar vardır. Bu görüşlerin sakatlığı ve spekülatif karakteri ortadadır. Devrimcilerin siyasi birliği ancak bir ideolojik temel üzerinde yükselebilir. Devrimin temel meseleleri etrafında sağlam bir ideolojik birlik olmadan kurulacak siyasi toparlanmalar, kof birliklerdir. Ve bizi devrime götürmez. İdeolojik mücadele olmadan sağlam bir politik birlik sağlanamaz.

Oku  Sınıftan Uzaklaş İdealizme Yaklaş

Biraz daha somut konuşalım. Ankara’daki “bağımsız sol aday” taktiği, kimi grupların ortaklaşması ve Sol Cephe zemininden bir adaylıkla somutlaşmış oldu. Anayasa referandumundaki “Hayır Cephesi”nin kimi bileşenlerinin ortaklaştığı böylesi bir adımın kuşkusuz en azından bazı bileşenleri açısından daha ileri hevesleri barındırdığı da görülebiliyor. Bu grupları ortaklaştıran ise sadece CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığına Mansur Yavaş’ı göstermesi; bu zatın faşist olduğuna vurgu yapılıyor. Peki eski AKP’li adaylar ne olacak? Ya da kentsel rant deyince akla ilk gelen bir simge ismin, AKP’nin geriletilmesi kutsal savaşının en ön safına, yani İstanbul Büyükşehir seçimine aday olması? Buralarda hiçbir ortak tavır olmamasının sol ve demokrat kamuoyuna verdiği mesaj nedir? Dolayısıyla daha da önemli olarak bu grupları bir araya getiren siyasi fikir nedir?

Ülkenin felakete sürüklenişi karşısında Gezi’nin devrimci mirasına vurguyla solun birliğe, birleşik cephelere çağrılmasında şayet bu çağrıya açık bir siyasal değerlendirme ve öngörü eşlik etmiyorsa, burada yeni olan Gezi’nin devrimci mirasına yapılan retorik bir vurgudan öteye geçmez. İhtiyaç bu değildir. Gezi’nin mesajına yoğunlaşmak, sokakları/parkları/amfileri yeniden düşünmek, fabrikalara tutunmak içinde olduğumuz yeni momentin ipuçlarından devrimci bir kopuş siyasetini yaratma görevini seçmektir. Tam da bu yüzden bugün birlik zeminleri ancak bir sosyalist strateji tartışmasının kolaylaştırıcısı ise anlamlıdır. Böyle bir kolaylaştırıcılık ise, strateji mevzu bütünüyle teorik bir sorunsal olarak tanımlanamayacağına göre, toplumsal mücadele alanlarında gerçek ortaklıkların varlığını da muhakkak gerektirir. Bunun olmadığı koşullarda bir araya gelişler her boydan sektin AKP ya da Cemaat ile karşılaştırılamayacak cüsselerini gizlerken seslerini yüksekmiş gibi göstermekten başka bir işe yaramaz. Bu hamleler ise CHP ya da CHP’nin muhayyel sol kanadındaki insanları etkileme fantezilerinin yeni versiyonlarından başka bir şey ifade etmezler. Bunların eski versiyonlarında kimileri CHP’yi ekarte edip yeni hakiki sosyal demokrat partiyi kuracaklardı. Sonları malum.

Yeniden ve yeni ÖDP’lere ihtiyaç yok, cinayeti görmüştük. Birlikte yürümek, politik olan ile sosyal olan arasındaki sıkı bağlantıyı, bunların karşılıklı etkileşimini esas alan bir yeniden inşa perspektifi ile hareket edilecekse gereklidir. Bu çabanın teorik zeminlerinin oluşturulması için gelenek türbedarlığı bırakılacaksa, çeşitli kurumsal yapılardaki statükolar kollanmayacaksa bu yola girmenin bir anlamı vardır. Şunun altını çizmek gerekir: Sonuç itibariyle mevcut dağınıklığın aşılmasına hizmet edip etmemesine bakmadan bir araya gelip tartışmak, aynı harekette/partide birleşmek, birlikte bir dizi meseleye dair ortak eylemler/tutumlar geliştirebilmek bugünkü halden daha hayırlı bir sonuç verecektir. Bu yöndeki çabaları, arayışları küçümsemiyor, aksine dostça uyarıyoruz: Bu tarihsel dönemde yönelimsiz ve kısa vadeli sekter ihtiyaçlara dayanan birliktelikler orta ve uzun vadede yeniden harmanlanma ereğine de zarar verir. Asıl meselemiz proletaryanın politik özgürlük mücadelesinin düzenin siyasetlerinden tümüyle bağımsızlaşarak örgütlenmesindedir. Bütün işaretlerin bir devrim çağının kapısının aralandığını anlattığı bir momente artık stratejik temeli olmayan taktiklerle yeni oluşumlara çağırıcı olmak devrimcilerin, sosyalistlerin işi olmamalıdır.