Çimsataş, Kaveldir, Derbydir!

Metal işçilerinin MESS sözleşme süreçleri her dönem o dönemin politik, ekonomik koşulları içinde tartışmalara, kırılmalara, kopuşlara yol açan sonuçlar üretir. Bu kez de öyle oldu. Üstelik müesses sendikal nizam her şeyi son ana kadar büyük bir dikkatle kontrol altında götürmüşken.

Metal patronları sendikası MESS ile Türk-İş’e bağlı sarı Türk Metal, Hak-İş’e bağlı Öz-Çelik-İş ve DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikaları arasında iki yılda bir toplu iş sözleşmesi süreçleri yaşanır. Toplu iş sözleşmesi(TİS) 130 bin işçiyi doğrudan, yan sanayilerde çalışan 400 bin metal işçisini dolaylı olarak etkiliyor. Bu grup toplu iş sözleşmesi, geçmişte işçi sınıfının “tavan” ücretini belirlemesi açısından önemliydi. Şimdilerde ise asgari ücretle örtüşmesini engelleme çabasında sendikalar. Bir araştırmaya göre, 2000 yılının başında TOFAŞ Fabrikası’nda çalışan işçi 4 asgari ücret oranında bir maaşa sahip iken bugün yapılan son toplu iş sözleşmesiyle bu ortalama bir buçuk asgari ücret sınırına inmiş durumda. Bu göstergenin ifade ettiği şey üç sendikanın da bu yıllar boyunca objektif açıdan bir sınıf ihaneti içinde davrandığı, klasik anlamda ücret sendikacılığı bile yapmaktan uzak konumda kaldığıdır. 2000 ila 2022 yılları arasında kaybolan iki buçuk asgari ücreti, sermaye sınıfına ek birikim zemini olarak hediye eden mekanizmayı; devletinden, TİSK’ine, MESS’inden, sendikal emperyalizmin kurumlarına, oralardan da içerilmiş emek hareketinin siyasal türevlerine kadar genişletebileceğimiz sömürü ittifakı bilerek ya da bilmeyerek oluşturmuştur.

2021 Ağustos ayının 27’sinde BMİS başkanının açıkladığı TİS ücret zammı teklifi ilk altı aylık dilim için yüzde 30.89’du. Bu düşük zam teklifi tepetaklak bir gidişatta olduğu tezinin sağ, sol tüm iktisatçılarca bile ifade edildiği bir atmosferde rasyonel bir teklif olarak takdis edildi. Oysa teklifin açıklandığı konuşma içerisinde BMİS başkanı şu verileri açıklıyordu: “Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketi 2020 yılındaki kârlarını yüzde 55 artırdı, MESS üyesi borsada işlem gören işyerlerinde 2020 1. Çeyrek verileri ile 2021 1. Çeyrek verileri karşılaştırıldığında net kârlarda ise yüzde 585 artış görüldü.” Her üç sendikanın TİS argümanında da pandemi döneminde çarkların döndüğü metal işçilerinin ölümüne bir çalışmaya mecbur edildiği ve şimdi işçilerin haklarının ödenmesi gerektiği vurgulanıyordu. Aynı dönemde döviz, altın fiyatları olağanüstü bir şekilde tırmanmaya başladı, yavaş yavaş zamlar akmaya, sokağa yansıyan enflasyon TÜİK hileleriyle bile gizlenememeye başlayınca, asgari ücret talepleri önceki yıllara göre daha erken tarihlerde konuşulmaya başlandı. Fabrikalar, bürolar, sokaklar hayat pahalılığına karşı çıkış yollarını, asgari ücrete verilecek zamla birlikte tartışmaya başladı. Bu tür bir politizasyon tüm işçi sınıfı zeminlerine yayıldı.

MESS sözleşme sürecinde üç sendika ve MESS arasındaki metal işçilerini manipüle etmek amaçlı geleneksel kurgusal sertlik oyunları, masadan kalkma şovları, “sert”, “militan” demeçler peş peşe gelmeye başladı. Fakat gerçek hayat yani maddi koşullardaki gerçeklikler işçilerin midesine yansımaya başladıkça, sendikalarca açıklanan zam taleplerinin revize edilmesine dönük sesler fabrikalardan yükselmeye başladı. Örneğin Çimsataş baştemsilcisinin sendika toplantısında, genel merkez yöneticilerinin olduğu ortamda, bu revizyonun mutlaka yapılmasına dair ifadelerinin olduğu video o dönem herkesçe izlendi. Fabrikalarda her MESS sürecinde olduğu gibi mesai başlangıcı, bitişi saatlerinde yapılan gelenekselleşmiş eylemlerin görüntülerinin sosyal medyada diğer direnişlerle birlikte yaygın dolaşımda olması bile, tüm işçi kesimleri arasındaki asgari ücretin merkezinde olduğu geçim tartışmalarının politizasyonunu büyütmeye katkı sundu. İşçiler arasındaki politizasyonun derinleşmesinden ürken AKP yöneticileri, hem kabine üyeleri hem de patron temsilcileri asgari ücretin açıklama tarihi olan Aralık ayının son gününü beklememesi telkinleri (emirleri), her üç konfederasyonun sessiz onayıyla karşılaştı. Umut-Sen yüksek sesle asgari ücretin zamanında açıklanması çağrıları yaptı. Asgari ücret Aralık ayının ortasında yaklaşık yüzde 50 oranında artışla 4253 TL olarak açıklandı. İşçilerin Asgari Geçim İndirimi(AGİ) hakkı gasp edildi. Aynı gece elektrikten doğalgaza, yakıttan suya en az yüzde 150’leri bulan zam sağanağı yaşandı. Market ürünlerine yüzde 200’leri aşan zamlar peşi sıra geldi. TÜİK, enflasyon oranını yüzde 36 olarak açıklamışken, bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (EnaGrup) gerçek enflasyonu yüzde 82 olarak açıkladı. Gerçek oranın yüzde 100’ün üzerinde olduğunu kira ödeyen, market alışverişi yapan herkes deneyimliyordu. Ocak ayında TÜİK verilerinde bile bu oran 48.69 olarak ilan edildi. Sendikaların iş yerlerinde işçilerin onayına sunmadan açıkladığı MESS sözleşmesi zam oranı ilk altı aylık dönem için yüzde 27.44, ikinci altı aylık dönem için ise enflasyon korumalı yüzde 30 olarak açıklandı. Bu satış sözleşmesi imzalanır imzalanmaz önceden hazırlanılmış büyük bir PR kampanyası yürütülmeye başlandı. Manşet “Tarih Yazdık” idi. Oyun kurucu Türk Metal Sendikası, 2015 yılında yediği Metal Fırtına tokadından aldığı derslerinden biri olan; MESS süreci manipülasyonlarını solda diye bilinen medya organları Tele1, KRT gibi televizyon kanalları ve ana akım medya üzerinden yürütürken, BMİS Halk TV, Fox ve sosyalist solun medya araçları üzerinden, Öz Çelik-İş İslamcı, sağcı basın organları üzerinden aynı yalanı yaydılar. Bunun bir ihanet sözleşmesi olduğunu yazmak ise 6-7 kadar az sayıdaki devrimci, sosyalist yapı ve mücadeleci sendikal çevrelere kaldı. Sosyalist solun geri kalanı ya BMİS açıklamalarını güçlendiren tutum aldı ya da hep olduğu gibi konu Türkiye’de geçmiyormuş gibi davranmayı tercih etti.

Fakat “her şey yolunda giderken” beklenmedik bir şey oldu.

Uzun yıllardır sendika üyesi olmalarına rağmen sistematik mobbinge, “her şey yasak” otoriterliğine maruz kalırken, akıtan çatı altında, soğuk ortamda, tuvalete gitme, ölen yakınlarının cenazelerine katılma haklarının olmadığı koşullarda çalışan, metal işkolunda olmalarına rağmen ücretleri 3 bin – 3 bin 500 TL bandında olan, pandemi döneminde yoğun bir şekilde çalıştırılmış, üye oldukları sendikadan talep ettikleri zam revizyonu talebi reddedilen Mersin’de Çukurova Holding’e bağlı, sıcak dövme ve çelik döküm parçaları üreten, 730 işçinin çalıştığı Çimsataş Fabrikası’nda 11 Ocak 2022 tarihinde açıklanan anlaşmaya duyulan öfke ile işçiler önce gece vardiyasında 2 saat üretimi durdurdu. Sendikanın şube başkanı, üretim durmasından işçilerin yüksek öfkesini bastırmak için grev oylaması yaptırıp yüzde 99’luk bir oranda grev kararı çıkması üzerine yaptığı konuşmada “Az önce genel merkez yöneticileriyle konuştum, onlar da işçiler neye karar verirse arkasındayız dedi.” ifadelerini kullandı. Ertesi gün iki vardiya ile daha aynı oylama ve konuşmalar tekrar ediliyor. Neredeyse yüzde yüzlük bir işçi iradesiyle 12 Ocak’ta saat 16’da üretim durdurularak işgal eylemi başlıyor. İşveren işçilere gönderdiği kısa mesajda eylemin “yasa dışı” olduğunu, iş yerinde oluşan zararın günlük 5 milyon TL’yi aştığını, oluşan zararın işgalci işçilerden tazmin edileceğini duyuruyor. Bu mesaj, ürettikleri değerin yüksekliğine şaşıran işçilerin öfkesini ve kararlılığını daha da perçinliyor. Eylem haberi dalga dalga tüm MESS sözleşmesi fabrikalarına yayılıp yankılanınca ve de Çimsataş’ın açtığı yoldan yürüyecek hatta öncesinde temsilciler arasında üretim durdurma konusunda anlaşmaya varılmış 6-7 fabrikanın da olduğu bilgisi sendika merkezlerine ulaşınca, MESS koordinasyonunda, Çimsataş İşgali’ni yürüten işçilere karşı devletin jandarma, polis, istihbarat kurumları fabrikayı kuşattı. Önderlik eden işçiler gözaltıyla, tutuklanmayla tehdit edilmeye başlandı. Sendikanın şube başkanı işgalle ilgisi yokmuş gibi davranmaya, işgalin sorumluluğunu temsilciler ve önder işçilere yıkmaya dönük bir çaba içine girdi. Patron ilk gün temsilciler tarafından iletilen ilk altı ay için ilave yüzde 35 zam, mesai ücretlerinin hafta içi yüzde 100, hafta sonu için yüzde 300 ödenmesi, işçilerin ailelerini de kapsayacak şekilde tamamlayıcı sağlık sigortası yapılması, banka promosyonlarının eksiksiz yatırılması, kıdem farklarının verilmesi, ara dinlenme ve çay molası taleplerini ret tutumunu sonuna kadar sürdürdü. İlk gün itibarıyla MESS avukatları fabrikada konuşlandı. BMİS genel merkezi işgalin karşısında olduğunu MESS yöneticilerine iletti. İşgale ortak olacağı konuşulan fabrikalarda temsilci ve işçilere gözdağı verildi. Hem MESS yöneticileri, hem sendika merkezleri Çimsataş işçisine hiçbir hakkın verilmemesi konusunda Çimsataş patronunun arkasında dizildi. Şayet burada ek hak verilirse bu bütün fabrikaları ayağa kaldırabilir korkusu işçi karşısındaki koalisyonu pekiştirdi ve harekete geçirdi. Çimsataş işçisinin işgalini kırmanın ilk adımı polisin sert tehdit ve baskıyla fabrikadan kapı önüne çıkarılarak atıldı. Baştemsilci ve temsilciler hem sendika merkezinin tehditleri hem patronun tehditleri hem de devletin kurumlarının tutuklama tehditleriyle paralize edildiler. İşçilerle temsilciler arasındaki bağ koparıldı. Ardından sendikanın skandal hamlesi geldi. Sendika genel merkezi, MESS direktifiyle işgalci işçileri ve onlara sahip çıkan sınırlı emek çevresini hedef alan bir açıklama yayınladı. Bu açıklamanın linki anında Çimsataş patronu tarafından işçilere kısa mesajla gönderildi. Sendikanın örgütlenme uzmanı, Sol.org sitesi yazarı TKP MK üyesi sıfatları olan biri de açıklamanın “Metal işçisine yabancı, işkolumuzdaki sendikal mücadele ve grup toplu iş sözleşmesinin işleyişinden ve güçlüklerinden bihaber yürütülen bu tartışma metal işçisinin Birleşik Metal ile kurduğu güçlü bağı hedef almaktadır. Buna izin vermeyeceğiz” kısmını sosyal medya hesabından gururla paylaştı. Aynı anda sendika merkezi baştemsilci ve temsilciyi görevden aldı. Hemen bir saat sonra patron aralarında görevden alınan baştemsilci ve temsilcilerin olduğu 13 önder işçiyi işten attı. Çimsataş işçisinin şanlı işgal eylemi kırıldı.

Oku  Metal İş Kolundaki Anlaşma Üzerine

Çimsataş İşgali önceden planlandığı gibi diğer fabrikaların da peşi sıra eklenmesine yol açmış olsaydı bugün işçi hareketinin içinde olduğu eylemlilik sürecini şahlandırması olasıydı. Ancak bu işgal eyleminin başarılarını konuşmak, tartışmak gerekir:

  1. İşgal metal işçisini tam boyunduruk altına almış olan MESS ve işçi sendikalarının gerçek yüzünü tüm metal işçilerine ve kamuoyuna bir kez daha gösterdi.
  2. “Tarih Yazdık” yalanıyla metal işçisine kendi gerçekliğini başka türlü göstermek, kamuoyunu aldatmak için medyaya milyonlar akıtılarak inşa edilen o şaşalı algıyı, propagandayı paramparça etti.
  3. Patron örgütlerinin işçi sendikalarıyla birlikte metal işçisinin geleceği üzerine inşa ettiği sömürü prangasını güçlendirme ilişkisinin sosyalist, komünist, devrimci sıfatlı sol içinde uzantıları olduğunu üstü kapatılamayacak bir şekilde açığa çıkmasını sağladı.
  4. Daha önceki mücadeleleriyle MESS’i bölünmeye götürmüş, Emis gibi bir işveren sendikasının doğuşuna yol açmış mücadelelere öncülük etmiş olan BMİS’in 2019 yılında sendikal emperyalizmin uluslararası sendikası IndustriALL’ın basıncıyla sarı gangaster Türk Metal Sendikası arasında imzalanan “Türkiye Metal İşkolundaki Faaliyet Gösteren Sendikalar Arasında Diyalog ve İşbirliğine Dair Ortak Anlaşma” adındaki sınıf ihaneti protokolünün somut sınıf düşmanı yansımaları bir kez daha görülmüş oldu. Sonrasında Farplas işçisi aynı protokolün ceremesini yaşadı.
  5. 3 Ocak Rifis İşgali’nin ardından 11 Ocak’ta ayağa kalkan Çimsataş İşgali;  Divriği Çiftay Madencilik İşgali, Trendyol, Hepsiburada, Scotty Kargo, Yurtiçi Kargo, Yemeksepeti, Migros depo, Alpin Çorap, Antep Urfa tekstil işçileri, Aliağa gemi söküm işçilerinin de olduğu yüzün üzerindeki motokurye, araç kurye, e-ticaret, depo, çorap, tekstil, gemi söküm işyerlerindeki işgal, kontak kapama, üretim durdurma, iş bırakma, meydanlarda açıklama, yol kesme, trafikte konvoy vb eylem repertuarlarına sahip Direniş Trendi’nin yolunu açan bir cesaret eylemidir.
  6. “13 Çimsataş işçisini kim attı” sorusunun işçi sınıfının etrafındaki sömürü boyunduruğunun derinliğinin kavranması için her gün tekrar edilmesi ve işçi sınıfına yanıtlarının aktarılmasını görev olarak tanımlanması zorunludur.
  7. Çimsataş işgali, hem taleplerinin meşruluğu, hem işçilerin kendi aralarında sağladığı birlik, hem göstermiş oldukları militanlık, hem tüm işçi sınıfına öğrettiği derslerle, hem de sonrasına gelişen işçi hareketine verdiği başlangıç cesaretiyle işçi sınıfı tarihimizin şanlı eylemlerinden olan Kavel’le, Derby’le eşdeğer bir muhtevaya sahiptir. Devrim yapmak, sermaye sınıfını alaşağı etmek iddasında retorik kahramanlık söylemleri ve gösterileri ile yaşayanlar gerçekte sarı, bürokrat sendikacıların karşısında bile sefil, aciz, korkak kullar olduklarını gösterdiler. Bu hakikat ölçütü de Çimsataş İşgali’ni yaratan işçilerin ülkemiz soluna hediyesidir.

*Bu yazı Komite Dergisi’nin Mart 2022 tarihli 29. sayısında yayınlanmıştır.