Neoliberalizm, İşçiler ve Direniş

Neoliberalizm, İşçiler ve Direniş

Dr. Mustafa Görkem Doğan’ın 2010 yılında Boğaziçi Üniversitesi Politika Bölümü’ne sunduğu “Labor Resistance againist Neoliberal Challenges to the Traditional Trade Unionism in Turkey, 1986-1991” başlıklı doktora tezi, Ocak ayında kitap olarak düzenlendi ve “Neoliberalizm, İşçiler ve Direniş” başlığı ile Tarih Vakfı Yurt Yayınları’ndan yayımlandı.

Kitabın alt başlığı olan “Özal’a Karşı Geleneksel Sendikacılığın Mücadelesi” ifadesinden de anlaşılacağı gibi, kitap dönemsel olarak 1986 ila 1991 arasına ve coğrafya olarak Türkiye’ye odaklanmakta. Kitap 80’li yılların Türkiye’sinde işçi sınıfı hareketinin muhtevasına dair kısa bir girizgah yaptıktan sonra bu dönemin sahne olduğu toplumsal hareketleri ve devlet eliyle dizayn edilen çatışmacı siyaseti ele alıyor. Dönemin işçi sınıfı hareketini bir toplumsal güç kılan referanslara baktıktan sonra 46 sendikacılığı pratiğine göz atıyor ve ithal ikameci politikaların işçi sınıfı açısından anlamını ele alıyor. “Ahlak ekonomisi” kavramsallaştırması ile işçi sınıfı örgütlenmesinin dönemsel kopuşlarını ele alan kitap, ahlak ekonomisine saldırı dönemini ve sonrasında gelişen sendikal isyanları ele aldıktan sonra bize bir soru soruyor: Yitip gitmiş ahlak ekonomisi hala işçilere ilham kaynağı olabilir mi?

M.Görkem Doğan’ın kitabına biraz daha yakından bakmak istiyoruz; kitap birçok ana argümana itiraz ediyor olması hasebiyle kıymetli. Keza bu itirazların altının doldurulmasıyla söz konusu eser ortaya çıkmış durumda. Bunlardan ilki, 12 Eylül ile beraber sosyalist hareketin baskılanması ve bunun sonucu olarak işçi sınıfı hareketinin canlılığını yitirdiğine ve bir daha hiç 12 Eylül öncesi kadar kitlesel hale gelemediğine dair kanı. Doğan, bunun doğru olmadığını söylüyor ve ekliyor, darbe sonrası sivil yönetime geçişten çok kısa bir süre sonra işçi sınıfı içindeki seferberlik çok canlıydı ve bu canlılık altmış ve yetmişlerin deneyimine, hatta kadrolarına dayanıyordu. 1990 Büyük Madenci Yürüyüşü ve 89 Bahar Eylemleri yeterli örnekler gibi gözüküyor. Önerisi ise işçi hareketinin canlılığını yitirmesinin nedeninin izini 12 Eylül ve onun yasal kurumsal düzeninde değil, 90’ların siyasal gelişmelerinde aranması.

Kitap buradan hareketle; 80’li yıllardaki bu protesto döngüsünü anlamlandırmaya, 80’li yılların ikinci yarısında sendikal hareketin tetiklediği bu protesto döngüsünü ve bu süreçte ortaya çıkan işçi seferberliğinin ana kaynağının, Özal hükümetinin sendikalara ve kamu sektörüne yönelik özelleştirme, piyasalaştırma ve değersizleştirme siyasetinin ve bilinçli olarak buralardaki yerleşik norm ve uygulamaları söylem ve pratikle yıkma çabasının, sendikalı işçilerin ahlak ekonomilerine bir saldırı olduğunu anlatmaya ve bu deneyimden ders çıkarmaya çalışıyor.  Doğan, Özal tarafından hedef alınan söz konusu ahlak ekonomisinin 3 önemli dönemsel dolayımda oluştuğunu söylüyor: 30’lardaki devlet eliyle sanayileşme dönemi, 40’ların sonundaki çok partili hayata geçiş dönemi ve 60 sonrasındaki ithal ikameci dönem. Kitabın sacayaklarından biri olan ahlak ekonomisi ile kastedileni ise şöyle açıklıyor: “Endüstriyel ilişkilerin işleyiş düzeni ve ilgili karar alma süreçleriyle prosedürler hakkında, Türkiye hükümetleri ve sendikalar arasında varılmış, endüstriyel ilişkileri düzenleyen örgütsel yönetim yapılarına veya politik ekonomiye gömülü olan ve Türkiye’deki sendikaların bizzat kendi geliştirdiği resmi veya gayri-resmi prosedürler, rutinler, normlar ve düşüncelerle aldığı tarihsel yörüngesinden ötürü piyasa ilkelerinden farklı bir mantığa dayanmış kurumsal düzenlemeler ve uzlaşmalar.”  

Oku  Tarih, sınıf ve şaşkınlık

Özal döneminde bu ahlak ekonomisine açılan savaşın söz konusu dönemdeki işçi sınıfı öfkesinin asıl belirleyini olduğunu söyleyerek kitabın ana argümanlarından bir diğerini sunuyor. Ahlak ekonomisini ihlal eden Özal, bir toplumsal hareket mobilizasyon sürecini tetiklemiş ve bu da protestoları yaratmıştır. Bu protestoların rengini elbette hem örgütlü emek hareketinin içinden geçtiği gelişim çizgisi hem de sınıf mücadelesinin değişen yapısı belirlemiştir. Bu protestolarda Türk-İş meşru temsilci konumunda bulunmuş, ‘radikalleşen’ tutumlarda yatıştırıcı rolü oynamıştır. Doğan’ın bu noktada altını çizdiği otoritelerin muhalefet üzerindeki politik baskıları arttırdığında hareketin ya pes etmesi ya da politik motivasyonu yüksek çeperlerin etkisiyle radikalleşmesine dair tespit, dönemi okumak için yol gösterici oluyor. Hem bu hem de söz konusu protestoların restore edici talepleri içermesi hareketin kaderini özetliyor.

Kendi sözleriyle “işçi hareketinin yeni bin yılla birlikte bu ülkede içine girdiği atalet ve etkisizliğin tersine çevrilmesinin peşine düşen” Görkem hocanın, 80’li yılları var eden koşulları, o yılların sınıf ve sendikacılık deneyimini ve buradan hareketle bugünleri tahlil etmeye yardımcı olacak kitabı bu konuda eylemek ve düşünmek adına samimi bir çabayı taşıyan herkese okuma önerimizdir.

*Bu yazı Komite Dergisi’nin Mart 2021 tarihli 24. sayısında yayınlanmıştır.